Prof.Dr.Y.Sümer Yamaner

(NOT: Daha ciddi bir özgeşmiş isterseniz buraya ya da buraya tıklayınız)

 


Doğum yeri: Trabzon, Doğum tarihi: 23.10.1962

 

Fotoğraf albümü için tıklayınız...

 

İşte bu evde doğmuş. Daha doğrusu Trabzon SSK Hastanesi’nde doğmuş ve bu evde yaşamaya başlamış J

 

Karadenizli bir ailenin (Nebiye – Ahmet Yamaner) ilk ve tek çocuğu ve bir de tek erkek çocuğu olarak doğmuş!!! J

 

Aşırı zeki (!) olduğu için J J J 3.5 yaşında okuma yazmayı sökmüş. İlk okuduğu şey ne biliyor musunuz? “Hayat Mecmuası”’nın arka sayfasındaki Tursil reklamı. “Tursil daha da beyaz yıkar”...

 

İlkokula erken başlamış (Gülbahar Hatun İlkokulu) ama hiç erken gidememiş hep uyuya kalmış. Hele bir de ilk dönem sonunda kızamık olunca okulu hepten asmış.

 

Sonra Trabzon Yavuz Selim İlkokuluna gitmiş ve ikiden başlamış. Tabii öyle bedavadan değil. Önce accayip sıkı bir sınavdan geçmiş. Öyle kolay mı ikiden başlamak!!?? J

 

İlkokul bitince ver elini İstanbul. Kolej sınavlarına falan girilmiş. Öyle aman aman bir başarısı olmamış ama Galatasaray Lisesi’ni kazanmış. Tabii ki gitmemiş. Alman Lisesi’ni yedekten de olsa kazanmış ve kayıt hakkı çıkınca hiç düşünmeden Alman Liseli olmuş. (Galatasaray Liseli dostlar alınmasın ama doğrusu bu J)

 

Alman Lisesi’nde epey bir bocalamış. Süper zeka (!) ya. Sosyal ilişkiler sıfır. Zaten tek çocuk. Paylaşmaya falan alışık değil. Eeee kolay değil tabii. Alman Lisesi’ndeki Türkçe hocası takmış ona. Neredeyse bavullarını toplayıp annesi ile birlikte Trabzon’a dönüyorken birden bir tesadüf hayatını değiştirmiş. Öyle birşey olmuş ki Türkçe hocası 180 derece dönmüş (o ayrıntıya burada girilemez).

 

En kötü dersi hep tarih olmuş. Ama hiçbir zaman unutamayacağı tarih hocası Fahriye Ülker ona hep destek olmuş. Yedinci sınıfta tarihten ilk dönem karne notu 3! Unutmayın notlar 10 üzerinden!! İkinci dönem ortalamanın 6 olması şart. İyi de Sümer bey tarih dersi çalışıyorum ayağına bir adet Piper Pawne uçak maketi yapmış odasında. Günlerce, haftalarca. Peki bu herif nasıl ortalama 6 alacak? Sınavlardan en yüksek notu 5!!!

 

Fahriye hanım 6 verebilmek için uğraşıyor ama bizimkinde tık yok. Artık son gün. Notlar idareye verilecek. Listeler hazır. Sadece Sümer’in ve Emre’nin not yerleri boş. Fahriye hanım muhtemelen o güne kadar hiç öğrenci bırakmamış. Çırpınıyor. Sözlü yapıyor. Kurtarma sözlüsü. Bir soru. Sümer biliyor. Artık tesadüf müdür nedir bilinmez. Fahriye hanım derin bir oohhh çekip “6” yı yazıyor listeye. Aynı şey Emre’ye de oluyor... Sümer, Fahriye hocasını nasıl unutsun?! J

 

Dokuzuncu sınıftan itibaren işler düzelir gibi olmuş. Arkadaş çevresi biraz daha genişlemiş ve dersleri inanılmaz bir iyileşme göstermiş. Alman Lisesi’ni başarılı bir şekilde bitirmiş hatta Abitur da yapmış.

 

Alman Lisesi’nin son senesinde arkadaşı Selim ile (Prof.Dr.Selim Yalçın, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı) üniversite sınavına çalışıyorlar. Özellikle de Milli Güvenlik derslerinde J Sonra sınav sonuçları geliyor. Toplam puanda Sümer Türkiye sekizincisi, Selim dokuzuncusu. Fen puanında da Selim sekizinci Sümer dokuzuncu. Birlikte İstanbul Tıp Fakültesi’ne giriyorlar.

 

Selim ile birlikte kayıt yaptırmak üzere sözleşmişler. Sözleştikleri tarih de bir Cuma günü. Aylardan Eylül. Ayın da 12 ‘si... Birşey hatırlatıyor mu??? Evet sene 1980. Tabii o gün kayıt yaptıramamışlar. Ama azimle... yapan ...deler hesabı 15 Eylül Pazartesi, Çapa kampüsünde dekanlık binasında buluşmuşlar. Selim kaydını yaptırmış. Numarası 2017 olmuş. Sümer de hemen peşinden yaptıracak ki, aynı gruplarda olsunlar. Ama kalem yok! Sümer kalem ararken araya biri girmiş. Bizimkiler pis pis bakmışlar ama yapacak birşey yok. Daha ilk günden kavga çıkarılmaz ki. J Araya giren, sevgili dostları 2018 Mehmet Sevinçhan. Sümer de 2019 olmuş bu şekilde.

 

1980 – 1986 arası İstanbul Tıp Fakültesi’nde okumuş. Fena da okumamış. Birinci sınıftan itibaren anatomi çalışıp Acil Cerrahi nöbetlerine katılmaya başlamış. Yanında da o zamanki en yakın arkadaşı Hilmi (Doç.Dr.Hilmi Apak).

 

Tıp fakültesinin biteceği sırada merkezi uzmanlık sınavı konusu çıkmış ortaya. Yani meşhur TUS. TUS öncesi tüm klinikler, kendi kontrolleri dışında gelecek asistanlardan bir süre olsun korunmak için tarihlerinde görülmemiş kadrolar açmışlar. Genel Cerrahi tam 12 kadro açmış. Bu bir rekor. Sümer de ne hikmetse, tıp fakültesini tercih listesine yazdığı günden beri genel cerrah olmayı kafaya koymuş. (İnat işte!!! J).

 

Sümer’in çocukluğu Trabzon’da annesinin eczanesinde (eczane aynı zamanda adaşı, yani Sümer Eczanesi ama aslında abisi oluyor çünkü Sümer yokken Eczane vardı) geçiyor. Bir Enver amca var. Enver amca şimdi rahmetli oldu (nur içinde yatsın). Akşamları birçok meslekten insan eczanede toplanır ve sohbet edilir. Enver amca az konuşur, genelde dinler ama en son sözü bütün otoritesi ile söyler. Eeee kolay mı? O bir genel cerrah. O gün kim bilir kaç karın açtı neler yaptı. Onun hikmetinden sual olunmaz. Ne derse doğrudur. Zaten söyledikleri de tartışılmaz. Böyle bir model olunca Sümer nasıl genel cerrah olmak istemesin ki?

 

                    

 

Sonuçta Sümer o 12 kadrodan birine kapağı atmış. Daha önce yakın arkadaşlarına (Prof.Dr.Mehmet Yaşar Kaynar, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Anabilim Dalı, Yard.Doç.Dr.Erdem Duman, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji Anabilim Dalı, Op.Dr.Ekrem Pirselimoğlu, Üroloji uzmanı, Doç.Dr.Hilmi Apak, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Pediatri Anabilim Dalı), cerrahiyi kazanırsa Temel Bilimler binasının önünde göbek atacağını söylemiş. Allah’tan unutmuşlar konuyu. Zaten artık zaman aşımına uğradı J

 

1992 Ağustos’unda cerrahi ihtisası bitmiş. Bu arada 1992 başında sevgili eşi Nur ile evlenmiş (yani evlenince sevgili eşi olmuş, önceden sadece sevgilisiymiş J).

 

9 Ekim 1992’de dünyanın en güzel kızları doğmuş. Göksu’su ve Pınar’ı.

 

   

 

 

O zamanlar Zorunlu Devlet Hizmeti varmış. Hem de iki sene. O süreyi kendi fakültesinde geçirmek için tüm girişimleri boşa çıkmış. Rize Fındıklı’ya gidilecek. Önce kısa dönem askerlik, sonra da Fındıklı. Müthiş bir hayal kırıklığı yaşamış. Gittiği hastane tabela hastanesiymiş. Altı ay boyunca elinde çekiç ve tornavida, ameliyathane inşa etmiş, alet edevat kurulumu yapmış. Sonra da ameliyatlara başlamış. Sonunda zorunlu hizmet bitmiş tabii. O arada Sümer de cerrahisini geliştirmiş, kendine güveni gelmiş ayrıca bir süre de başhekimlik yapınca biraz da idari deneyim eklemiş dağarcığına.

 

Fındıklı’da sık sık elektrik kesiliyor. Özellikle de yağmur yağdığı zamanlarda. Ameliyathanede mutlaka bir acil durum elektrik kaynağı lazım. Komşu ilçe Ardeşen’de kullanım dışı olan bir akülü lamba alınıyor. Sümer onu modifiye ederek ana ameliyat lambasına bağlıyor. Elektrik kesilirse en azından karanlıkta kalmayacaklar. Deniyorlar. İyi... En az 1 saat ışıkları olacak. Ama koter falan olmayacak tabii. Buna da şükür. Anestezi sisteminin de çalışması lazım ama onun içinde zaten 45 dakikalık backup aküsü var. Herşeye rağmen bir jeneratör bulunmalı. Uğraş didin bulunuyor. ÇayKur’da kullanım dışı kalmış bir jeneratör bu. 1939 model!!! Getirtiliyor ve kuruluyor. Harika...! Artık rahat rahat ameliyat yapabiliriz. (Ciddi mi ??? !!!).

Jeneratör açık sistem su soğutmalı. Yani bir su haznesi falan yok. Direkt musluğu açıyorsunuz çalıştırınca. İyi de Fındıklı’da ilçenin su sistemi tamamen elektrikli pompalara dayanıyor. Anladınız mı olayı?? J Jeneratör ne zaman lazım? Elektrik kesilince. Elektrik kesilince su da kesiliyor. Jeneratör nasıl çalışacak?? İşte orada Karadeniz insanının zekası devreye giriyor. Artvin’li bir personel var. Hastanenin belki de en çalışkanı. Yücel. Bir gün diğer cerrah ameliyattayken elektrik kesiliyor. Birkaç dakikada da su gidiyor. Ama jeneratör çalışıyor. Hayretle koşup Yücel’i buluyorum. Ne yaptığını soruyorum. Jeneratör yanabilir, hastane de okkanın altına gidebilir. Yücel bardaktan boşanırcasına yağan yağmur suyunun şelale gibi aktığı çatıların kenarlarına birer teneke koymuş. Doldukça gidip jeneratörün radyatörüne boca ediyor. İnanılır gibi değil...

 

 

1995 yılında geri dönüş hazırlıkları başlamış. O zaman Sağlık Bakanı Doğan Baran. İnanılır gibi değil ama bakanlıkta hekimlere acayip bir saygı gösteriliyormuş. Önceki dönemleri bilen bilir!!! Sonuçta nakil vs. işlemleri tamamlanarak İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı’na dönüş gerçekleşmiş.

 

 

1998 yılında doçent, 2004 yılında da profesörlüğe yükseltilmiş. 

 

 

 

 

İşte bu da en sevdiği işi yaparken çekilmiş bir fotoğrafı. Kendini işine ne kadar vermiş olduğuna ve ne derece ciddiyetle yaptığına bakın lütfen...

 

 

ANA SAYFA